AJDA ZAİM

YAZARLAR

Döviz karşısında değer kaybeden Türk Lirası depresyonundan lokomotif sektörde nasibini almış durumda

İnşaat maliyetleri 8-9 ay öncesine göre yüzde 60 arttı. Yani 2021 yıl başında 100 liraya mal olan bir yapı, yıl bitmeden 160 lirayla hesap kapatıyor.
Taahhüt işlerinin bir kısmında sorun yok gibi görünse de muhteşem bir illüzyon yaşanıyor; kurumla anlaşması bu yönde olan firmalar piyasa koşullarında oluşan değişim oranında ek bütçe alabiliyor aslında ama kağıt üzerindeki artış ile reel artış aynı değil. Resmi oran %45 ise gerçekte olan artış yüzde 60 bandında seyrediyor.
Kurum itiraz etmeden 45 liralık farkı öderken yaklaşık 15 liralık kısımdan kar ediyor. Kurumun kendine yazdığı karın yükü de yüklenicinin sırtı dahil ona bağlı herkesinkine biniyor.
Bu musluk suyundan hallice soğuk suyu, çaresiz herkes lıkır lıkır içip susuyor.
“İllüzyon millüzyon, kontak kapanmasın da, n’apalım kardeşim.” diyenler duruma en nazik tepki verebilenler işte. Varın gerisini siz düşünün…
Kötünün iyisine razı hale getirilmiştik zaten ama keşke taahhüt yapmayan/yapamayan müteahhit, içmimar ve tadilatçı için de koşullar kötünün iyisi olsa… Bahsettiğim bu cenah yüzde 60’ı iliklerine kadar hissetmiş durumda.
10 günlük fiyat teklifi vermek gibi bir durum yok artık. “Az bi’ düşüneyim.” demek yok. Sen “Bir telefonu kaldırayım, fiyat teklifi toplayım.” dediğin an malzemenin fiyatı artmış, telefonu kapatıp kağıda yazarken ikiye katlamış oluyor. Şaka değil, iki ay dolmadan iki kere zamlandı tüm ürünler.
Tedarikçiler de sırtını duvara vermiş, yastık altında altın saklar gibi parke, mdf, sunta saklanmaya başlandı; çekle bile malzeme alışverişi durmak üzere; kredi kartına 9 taksit, teminat mektubu gibi daha garantili yöntemler söz konusu…
“Çek nasıl olmaz?” demeyin; bal gibi olur. Evrakın vadesi dolmadan, ürünün kaç kere zam yiyeceğini tahmin etmek, maç skoru tahmin etmekten daha zorlaştı. Kesin olan tek şey, çeki kabul eden tedarikçinin gol yiyeceği… Az önce söylediğim gibi 10 gün sonrasını bile öngörmenin mümkün olmadığı şu koşullarda, öyle teneşir vade evraklar da rafa kalktı.
Öte yandan malzeme temini de sıkıntılı… Eviye arıyorsun yok; laminat parke istiyorsun, en erken 45 gün sonra teslim; seramik firmaları yüksek satışı olan modelleri üretiyor ama dekoratif ürünleri ara ki bulasın; ithal malzemeler gümrüklerde istirahatte. Üretici frene basmış, piyasa durulana kadar ağırdan alıyor.
Üstelik daha kaç gün oldu İstanbul’da banyo-seramik fuarı yapılalı. Hareketli geçen Unicera Fuarı’na katılan tüm üretici ve tedarikçiler 2022’nin ilk çeyreğinin fiyat listelerini ilan ettiler ama daha tükürükleri kurumadan o fiyatlar çöp oldu. Duyduk ki bazı tedarikçiler depozito aldıkları firmaları arayıp fiyat artışı olacağını bildirerek müşterileri ikna etmeyi deniyormuş. Denemeye yasak yok ama ikna etmek mümkün değil tabii. Anlaşmalar avans-depozito yakma pahasına iptal ediliyor.
“Para, tıpkı bayrak gibi tıpkı milli marş gibi; bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı, milletin itibarıdır.” denmişti ama gel sen bunu sektöre anlat.
“Dövize geçelim de kim sevinirse sevinsin; yeter ki gelirimizle giderimiz aynı para cinsinden olsun.” isyanını duymaktan daha acı ne olabilir ki? Öyle bunalmış, öyle köşeye sıkışmış hissediyor ki sektör, kendi para biriminden vazgeçmeye razı…
“İtibar” tiradı bile lokomotifi körüklemeye yetmiyor. Zaten gazla çalışan lokomotif de yok artık…

Yazarın Diğer Yazıları