AnasayfaKültür-SanatGazeteZebra Özel / Izdırabın Çocukları: Sanatçılar

GazeteZebra Özel / Izdırabın Çocukları: Sanatçılar

“Ancak acıya duyarlı insanlar onları sezerler ve hissedebilirler” diyen Psikoterapi Enstitüsü Derneği Başkanı Uz. Dr. Tahir Özakkaş, sanatı ve sanatçıyı hislerin kifayetsizliğinin ortaya çıkardığını belirterek, “Sanatçılar, acı ve ızdırabın çocuklarıdır” dedi.

Sanat insanların dünyadaki bütün varlıklara olan üstünlüğünü sağlar. İşte bu sebepten asıl yaşam gerçeği yaratma eylemindedir. Bu eylemin adı sanattır. Sanat insanları özgürlüğe taşıdığı gibi onun isteklerine de cevap verir. Sanat yapan için de bakan için de insanların kendilerini anlamalarına ve bulmalarına yarar sağlar. Sanat doğru yaşamanın pusulasıdır. Düşündürür, duygulandırır, bilinçlendirir.

Travmalar etkiliyor

Dünya sanat tarihine bakıldığında ise sanatçıların, insanoğlunun yaşadığı önemli travmalardan etkilendikleri ya da kendi yaşadıkları travmaların sanatlarını etkilediği görülmektedir. Sözgelimi Picasso’nun Guernica’sı, Goya’nın ‘3 Mayıs’ı ya da Albert Camus’un ‘Veba’sı… Üreteni hangi büyük usta olursa olsun etken genellikle aynıdır: Yaşanan toplumsal acılar ve travmalar.

GazeteZebra derledi

Peki, travma ile sanat arasındaki ilişki nedir? Sanatı kimler ne şartlarda yapar? GazeteZebra, Psikoterapi Enstitüsü Derneği Başkanı Uz. Dr. Tahir Özakkaş‘ın uzaktan eğitim yoluyla verdiği semineri derledi. Sanatçıları iki gruba ayıran Psikoterapi Enstitüsü Derneği Başkanı Uz. Dr. Tahir Özakkaş, “Bu iki guruptan ilki yeteneklerini sergileyerek geçimlerini sağlamak için sanat yapanlar. Bizim ilgi alanımız ikici gruptakilerdir. Yani yaşamak için sanat yapanlar” dedi.

Sanatçı olmazlarsa ölürler

Büyük adamları büyük yapanın yaşadığı travmalar olduğuna dikkat çeken Özakkaş, “insanlar yaşadıkları acı ve travmaları bir kere söze dökmek zorundalar. Edebiyata dökmek zorundalar. Kendilerinin çocukluğunu gençliğini onarmak zorundalar. Eğer insanların kullandıkları kelimeler yetmez ise yaşadıklarını ifade etmeye kifayetsiz kalırlar. Sanatçılar içerisindeki yaşadıklarını kelimelerin kifayetsizliği nedeniyle renklere, tuvallere, bestelere, heykellere, mimariye tasarıma bilime adayan kişilerdir. Mecburen doğurmak zorundadırlar. Sanatçı olmazlarsa ölürler. Yaptıkları şey sadece budur. Bunu yaparken de yüzlerce ve binlerce ışık olurlar. Binlerce mum aydınlatırlar” dedi.

Sanat yapmaya mahkumdurlar

“Sanatçılar acı ve ızdırabın çocuklarıdır” diyen Özakkaş, şunları söyledi:

“Onların terk dertleri var içindeki doğurmaya çalıştıkları sağ beynin yaşadıklarını ve hissettiklerini içsel rahatlık ve mutmain olma yolunda eserlere dökmeleridir. Sanatçılık bir zorunluluktur. Sanatçılık böyle ben sanatçı olayım diye yapılacak bir şey değildir. Sanat olmazsa onlar nefes alamaz ölürler. Onlar sanat yapmaya mahkumdurlar. Sanat onların oksijenleridir. Sizin her şeyiniz yerindeyse zaten üç günlük dünyada geçip gideceğiz. Böyle sıkıntılara sokmazsınız kendinizi. Görmezsiniz duymazsınız bile. Ancak acıya duyarlı insanlar onları sezerler ve hissedebilirler. Yüreğinin dibindekini görebilirler. Acıyı ve ızdırabı yaşamış ve deneyimlemiş insanlar bunu fark edebilirler. Diğerleri algılayamazlar. Neşat Ertaş’ın sanatçı olması acılarındandır. Dışlanmışlandığındandır. Ötekileşmiş olmasındandır. Onu dile getirebilmek için bağlamanın tellerine vurmaktadır. Sanatçıyı böyle düşünün. Yoğun aşk duygusuyla yani aşkı ifade edebilmek için meydana gelen o duyguyu kararlı bir şekilde terennüm etmek. Sanat bile yetersiz kalır bunun yanında. Yine de ifade edilemez.”

Tam ve bütün olmak hissi

Sanatçının içinde yaşadığı acı ızdırabı veyahut ta düşüncenin derinliğindeki çıkmazları ifade etme çabasını yoğun şekilde yaşadığını belirten Özakkaş, “Sanatçının içinde tam ve bütün olma hissini oluşturabilmesi için sanattan başka çıkar yolu yoktur. O nedenle iç odaklı yaşamda kişi bir bestekârdır. Bir heykeltıraştır, bir ressamdır. Peki, neyin bestekârı, neyin heykeltıraşı, neyin sanatçısıdır? Kendinin bestekârı, kendinin heykeltıraşı, kendinin ressamıdır. O, kendi resmini, kendi bestesini sadece kendisi için yapmaktadır. Onun aradığı temel duygu, estetik kaygı; o sürecin içinde, varoluş sürecinin içerisinde mükemmelliği yakalamak, kendi için kendini her gün yenilemek ve tazelemektir” diye konuştu.

İnsan özünde kalite artar

Özakkaş, şöyle devam etti:

“İnsanı özünde diğer canlılardan ayıran temel özelliği, belki sağduyu olarak belki içsel de bir ihtiyaç olarak, hem hayata anlam verme hem de sanatsal bir estetiğe yönelim ihtiyacı vardır. Yani insanın özünde bir kalite arayışı, bir anlam arayışı vardır. İşte bu kalite arayışını, iç odaklı bir perspektifte ortaya koyar-sanız; basit, sıradan hayvani dürtülerle oluşan hedonist bir iç odaklı anlayış yerine, kendini zenginleştiren, kendini geliştiren, kendi bestesini en güzel şekilde yapıp bu varoluşunu en güzel şekilde gerçekleştirmeye çalışan bir yapı ortaya çıkar. Bu yaratma eyleminin adı sanattır.”

KÜLTÜR-SANAT

YAŞAM

EDİTÖRDEN