CAHİT SARAÇOĞLU

YAZARLAR

MB’deki değişimin şifreleri

Merkez Bankası (MB) başkanlığına eski Maliye Bakanı ve Strateji Bütçe Başkanı Naci Ağbal’ın atanması ile önümüzdeki hafta döviz kurlarındaki aşırılıktan kaynaklanan belirsizliğin önüne geçilmesi amaçlandı. Çünkü MB’nin elindeki verilere göre, döviz cinsinden Türk işletmelerinin değeri oldukça düştü.

MB’deki başkan değişikliğinde ilk endişe bu aşamada ortaya çıktı.

Değeri düşen Türk işletmeleri ile ilgili olarak şu sıralar satın almalarının başlaması ihtimali olduğu belirlendi. Hatta yeni MB başkanından ‘istikrara doğru gidiyoruz’ mesajı çıkana kadar bile satın almalar olabileceği endişesi bulunduğuna dikkat çekildi.

Edindiğimiz bilgiye göre, Resmi Gazete’de MB Başkanlığı’na ataması yayımlanan Naci Ağbal, aynı gün MB’de toplantı yaptı. Hafta sonu yapılacak toplantıların ardından önümüzdeki günlerde bir açıklama yapılması bekleniyor. Bu kapsamda 19 Kasım’da toplanması beklenen Para Politikası Kurulu (PPK) beklenmeden bir açıklamanın olmasının şaşırtıcı olmayacağı ifade edildi. Böylece yeni yönetimin hızla döviz kurlarında belirsizliği ortadan kaldırmasının amaçlandığı kaydedildi. Buna göre döviz kurlarında istikrar sağlaması amacıyla verilecek olan mesaj da “100 baz puanlı reel efektif döviz kurunun yüzde 80’ler seviyesinde tutmaya çalışacağız” denileceğine dikkat çekildi.

Bilindiği gibi Merkez Bankası (MB) döviz kuru karşısında Türk Lirası’nın değerini izlerken, TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru istatistiği tutuyor. 2003 yılını 100 baz puan alan istatistik 1994 yılından bu yana aylık olarak izleniyor. Söz konusu istatistikte, ortalama reel efektif döviz kuru, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkeler reel efektif döviz kuru şeklinde 3 sütun yer alıyor.

Bu istatistikte, enflasyon TÜFE artışı ile diğer ülkelerin TÜFE artışı arasındaki fark ile dövizin değeri ortaya çıkarılıyor. Örneğin bizim enflasyon yüzde 10 artığında diğer ülke enflasyonları yüzde 2 arttığında aradaki yüzde 8’lik fark, TL’nin yüzde 8 değer kazanması gerektiği anlamına geliyor.

Sistemin çalışma şeklini biraz daha detaylandırırsak;

TÜFE 100’ün biraz üzerinde 110-115 ya da 100’ün biraz altında (80-85 gibi) olabilir. TÜFE endeksi reel bazlı döviz kuru 100’ün üzerinde olduğu zaman TL değerli anlamına geliyor. Yurt dışından ithalatın olduğu, dolayısıyla da cari açığın bulunduğu anlamına geliyor. Bu durumda da paranın değerinin düşürülmesi hedefleniyor.

Yani reel efektif kurun artı-eksi 10-15 baz puan arasında oynaması isteniliyor. Bu oranlarla piyasaya şu mesaj veriliyor: “MB reel efektif döviz kurlarında çok fazla bir dalgalanmaya müsaade etmeyecek. Döviz kurunu belirli bir yerde tutacak.”

Ancak, reel döviz kuru endeksi, 80 baz puanın altına biraz daha fazla indiğinde, ise ürünlerimizin değeri daha da düşmüş oluyor. Bu seviyelerde ihracat kolay yapılırken, artık ihracattan da istenilen gelir elde edilemiyor. Çünkü bir süre sonra yurtdışındaki müşteri de fiyat pazarlığına giriyor. ‘Senin paranın değeri düştü, dolayısıyla senin maliyetlerin de düştü. Bize eski fiyattan verme, biraz daha indirim yap’ diyebiliyor.

Asıl bundan sonraki aşamada, yani reel efektif döviz kuru yüzde 70’lerin altına düşünce de işletme satın almaları başlıyor. Çünkü işletmelerin de değeri döviz cinsinden düşmüş oluyor. 70’lerin altında ise işletmelerin döviz cinsinden değeri riske girdiği için MB’nin buna müsaade etmemesi bekleniyor. Nitekim 2020 yılı 10’uncu ayında bu oran 60,66 baz puan olarak belirlendi.

YABANCI SERMAYE OLUMSUZ MU?

Öte yandan, yabancı sermaye çekmek adına yerli işletme satın almalarında iki yöntemden hangisinin uygulandığı önemli. Satın alma sermaye olarak mı yoksa işletmenin yönetimin de satın alacak mı?

Yani ‘biz bu Türk işletmesini satın aldık, yönetim olarak siz devam edin denilirse’ bir sorun bulunmuyor. Örneğin; BİM’i ABD’liler satın aldığında ve Cüneyt Zapsu’ya ‘sen devam et denilmişti. Zapsu devam etti. BİM’in şube sayısı 3 bine çıktıktan sonra Bank of America elindeki hisseleri sattı. Büyük bir ticaret yapıldı.

Ancak satın alınan işletmenin yönetiminin de yabancıların eline geçmesi halinde sorun oluşabiliyor. Örneğin, bir kısım sektörlerde tekelleşmeye doğru gidiş ihtimali doğabilir. Nitekim, geçtiğimiz dönemde hassas olan gıda, temizlik gibi sektörlerde bir yabancı sermaye 3 şirketi alıp, tekelleşme oluşturduğunu düşünürsek, o zaman bir takım kararların uygulanması zorlaşır.

Yazarın Diğer Yazıları